|

KASTEN İHMALİ DAVRANIŞLA BİR İNSANIN ÖLDÜRÜLMESİ SUÇU
T.C.K m. 83
(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı
gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden
sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren
yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için,
kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanunî
düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün
bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile
ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi
hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine
onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan onbeş
yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de
yapılmayabilir.
T.C.K m. 83 bir insanın kasten öldürülmesi suçunun ihmali
hareketlerle işlenen biçimini düzenlemektedir. Ancak madde 83 kasten
bir insanın öldürülmesi suçunun hafifletici sebebi değil; kendisi
farklı bir suç tipidir. 5237 Sayılı T.C.K ya göre bir insanın kasten
öldürülmesi suçunun hiçbir hafifletici nedeni yoktur.
Kasten bir insanın öldürülmesi suçu mutlaka dış dünyada değişiklik
meydana getiren ve fiili davranış niteliği taşıyan eylemlerle
işlenen bir suç değildir. Kasten bir insanın öldürülmesi ihmali bir
hareketle de ( yapılması gereken hareketin yapılmaması suretiyle )
işlenebilir.
İHMAL: Kişiye belli bir harekette bulunma yükümlülüğü getirildiği
hallerde kişinin bu yükümlülüğe uygun davranmamasıdır.
İhmal, yüklenilen davranışın yerine getirilmemesidir.
Bu açıklananlardan hareketle ihmal, bir yükümlülüğün değil BELLİ BİR
YÜKÜMLÜLÜĞÜN YERİNE GETİRİLMEMESİDİR.
Bir kişiye belirli bir davranışta bulunma yükümlülüğü getirildiği
durumlarda kişi o davranışı yerine getirmek noktasında GARANTÖR
sıfatını almaktadır. Garantörlük kavramı normalde yardım ve
bildirimi yükümlülüğünün yerine getirilmemesi ( T. C.K m. 98 )
suçundan sorumlu olan kimsenin hemen hemen suçu bizzat işlemiş (
fiilen ) bir kimse gibi cezalandırılmasını sağlayan kavramdır.
İhmali bir davranışla bir neticenin meydana gelmesine sebebiyet
veren herkesin, bu neticeden dolayı sorumlu tutulması düşünülemez.
Bunun için bir ek şarta gereksinim vardır. Bu ek şart, kişinin
neticeyi önlemek hususunda hukuken yükümlü olmasıdır. Neticeyi
önlemek hususunda hukuken yükümlü kişiye “garantör” adı
verilmektedir.
Garantörlüğün doğumu noktasında: belirli bir davranışta bulunma
görevini HUKUKEN VERİLMİŞ OLAN BİR GÖREV OLMASI GEREKİR. Burada
geçen hukuk deyimi KANUN deyimini de içine alan geniş bir kavramdır.
Garantörlüğün kaynağı yeni kanunumuzun 83. maddesine göre üç türlü
olabilir:
* 1- Kanuni bir düzenleme ( YÜRÜRÜRLÜKTE BULUNAN BÜTÜN KANUNLARDAN
DOĞABİLİR )
* 2- Sözleşme
* 3- Ön gelen tehlikeli eylem ( Önceden gerçekleştirilen davranışın
başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum
oluşturması ).
1- KANUNDAN DOĞAN GARANTÖRLÜK
AİLE HUKUKUNDA GARANTÖRLÜK ( Medeni Kanundan Kaynaklanır )
Doğal Bağlılık: Doğal bağlılık, öncelikle bir ailenin üyeleri
arasında söz konusudur. Böylece ilkin aile içindeki en yakın
kimseler, ilke olarak birbirlerini tehdit eden vücuda, hayata
yönelik tehlikeleri önlemekle yükümlüdürler. Gerçekten de bir
başkası için yardım yükümlülüğü normalde ancak acil durumlarla
ilgili olarak geçerli iken (YTCK 98/2), bir ailenin üyeleri
tehlikede bulunan diğer üyenin acı çekmesini veya ölmesini
seyretmeleri halinde yerine göre yaralama suçundan, hatta adam
öldürmeden sorumlu tutulacaktırlar.
Ebeveyn-çocuk ilişkisi: Türk Medeni Kanunu’nun 322. maddesinde “ana,
baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde
birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile
onurunu gözetmekle yükümlüdürler” denilmektedir.
Medeni Kanun 324. maddede ise, “ana ve babadan her biri, diğerinin
çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve
yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdürler. Kişisel
ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu
haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak
kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer
önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir
veya kendilerinden alınabilir”..
Çocuklar da ebeveyne karşı garantördürler. Medeni Kanunumuz
çocukların da ebeveyne karşı garantör olduğuna ilişkin açık hükümler
içermektedir.
Medeni Kanun’un 364. maddesi de bu konuda gayet açıktır: “Herkes,
yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu
ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür". Bu sonuncu hükümde
kastedilen her ne kadar maddi yardım ise de, bu hükümden vücut ve
yaşama yönelik garantörlük yükümlülüğünün öncelikle kabulünün mümkün
olacağı kanısındayız.
Eşler Arasında Garantörlük: Medeni Kanunumuzun 185/III maddesi
eşlerin birbirlerine karşı yükümlülüğünün hukuksal dayanağını
göstermektedir:
“Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak
zorundadırlar”.
Eşlerin birbirlerinin yaşam, sağlık ve özgürlüğünün korunması
hususunda mükellef oldukları hususu tamamen tartışmasızdır.
İkâme İlişkiler: Ebeveyn-çocuk ilişkisi bakımından hukuken tanınmış
ikâme ilişkiler vardır:
Evlat edinme ve vesayet: Bunlar açısından yukarıda ebeveyn-çocuk
ilişkisi ile ilgili olarak söylenenler aynen geçerlidir. Nitekim
Türk Medeni Kanunu’nun 314. maddesi hükmüne göre de, “ana babaya ait
olan haklar ve yükümlülükler, evlat edinene geçer”
Kardeşler arasında: Kardeşlerin arasındaki ilişkiler çok yakın ve
sıkı ise kardeşlerin de birbirlerine karış garantörlüğü mevcuttur.
30 ve 40 yaşlarında ve ayrı birer ailesi olan iki kardeşin
birbirlerine garantör olması düşünülemezken; aynı evi paylaşan ve 19
yaşında bir kardeşin 3-4 yaşlarındaki küçük kardeşine karşı
garantörlüğü mevcuttur.
İkame İlişkiler: 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurum
Kanunu na göre kurum: bakım ve korumaya muhtaç çocukların bakım ve
gözetimi ve onların yetiştirilmesinden sorumludur. Bu sebeple bu
kurumda görev yapan kimselerin de bu kurumda bulunan çocuklara karış
garantörlüğü mevcuttur.
MÜLKİYETTEN DOĞAN GARANTÖRLÜK
Apartman ve ortak kullanım alanlarının ( bahçe, merdiven, çatı,
depo, garaj ) sağlıklı, düzenli ve güvenli yaşamaya uygun şekilde
düzenlenmesi, onarımı ve bakımından kat malikleri veya
oluşturdukları yönetimin sorumluluğu vardır. Bu sebeple bu alanlarda
yapılması gereken eklentilerin yapılmaması sonucu kat maliklerinin
ve yönetimin garantörlüğü söz konusu olacaktır. Örneğin merdivene
demir muhafaza yapmak gerekirken yapılmamış ve buradan bir çocuk
düşüp ölmüş ise garantörlük kapsamında sorumluluk doğacaktır.
2918 Sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDAN DOĞAN GARANTÖRLÜK
Araç sahibi kimse aracını ARAÇ KULLANMAYI BİLMEYEN BİR KİMSEYE
VERMEMEK ( TESLİM ETMEMEK ) YÜKÜMLÜLÜĞÜ ALTINDADIR.
Ceza kanunu hükümleri bakımından önemli olan kişinin araç kullanmayı
bilip bilmediğidir. Kişinin ehliyetli veya ehliyetsiz olmasının
cezai sorumluluğuna etkisi yoktur. Ehliyetin varlığı failin araç
kullanmayı bildiğine ilişkin bir karine teşkil eder.
Kişinin ehliyetsizliği 2918 Sayılı K.T.K ya göre idari para cezası
ve diğer tedbirler bakımından önem taşır. Ceza hukuku ise, suç
oluşturan eylemin yapıldığı anda kişinin KUSURLULUĞUNA GÖRE
sorumluluğun kapsamını belirler.
Kişinin ehliyetsiz olması onun ceza kanunu hükümleri bakımından
peşinen sorumlu olduğunu göstermez. Kişinin araç kullanmayı bilip
bilmediği yargılama aşamasında ayrıca tespit edilmelidir.
Aracını araba kullanmayı bilmeyen birisine veren araç sahibi o
kişinin çarparak ölüme sebebiyet verdiği ÖLÜM NETİCESİ BAKIMINDAN
GARANTÖR OLARAK SORUMLUDUR.
1219 SAYILI TABABET KANUNUNDAN DOĞAN GARANTÖRLÜK
Doktorlar ve yardımcı sağlık personeli ACİL HALLERDE ( Acil Tıbbi
Müdahaleyi gerektiren hallerde ) on an resmi olarak görevli
olmasalar dahi tıbbi müdahale bakımından garantördür.
Nöbet haricinde acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyan bir kimseye
orada bulunan veya bu durum kendisine haber verilen doktor ve tıbbi
müdahaleye yetkili, ebe, hemşire, acil tıp teknisyeni yardım etmek
ile mükelleftir.
Bu sebeple hastanede bulunduğu halde nöbetçi olmadığından bahisle
veya yolda yürürken acil müdahale gerektiren bir durum ile
karşılaştığında o an resmi görevi olmadığı gerekçesi ile bir hekim
veya yardımcı sağlık personeli hastaya gerekli acil yardımı YAPMAK
ZORUNDADIR. Yine hastanede acil serviste hastayı bekleten doktor da
ölüm neticesi bakımından T.C.K m. 83 bakımından sorumludur.
Nitekim Tıbbi Deontoloji Tüzüğü: “ Acil yardım, resmi veya İNSANI
bir vazifenin yerine getirilmesinde “ doktorun hastaya bakmayı
REDDEDEMEYECEĞİNİ düzenlemektedir. ( m. 18 )
Yine ÖZEL HASTANELER KANUNU m. 32 uyarınca: ÖZEL HASTANELER ANİ bir
DURUMDA VE ACİL HALLERDE TEDAVİYE MUHTAÇ OLANLARIN TEDAVİSİN YAPMAK
ZORUNDADIR.
2559 SAYILI P.V.S.K da POLİSİN GARANTÖRLÜĞÜ
2559 Sayılı P.V.S.K nın Ek 4 ve 1. maddesi uyarınca: Görev yaptığı
mülki sınırlar içerisinde hizmet branşı, yeri ve ZAMANINA
bakılmaksızın bir suç ile karşılaştığında suça el koymak, ÖNLEMEK (
Ek. 4. madde ), ve kamu güvenliği, şahıs güvenliği, mesken
güvenliğini sağlama ( m. 1 ), başkasının ırz ve canına vuku bulan ve
başka surette men i mümkün olmayan bir taarruzu savmak için zor ve
silah kullanmak yetkisi vermiştir.
Bu kanun hükümleri nazarında bakıldığında, görevli olduğu mülki ( il
sınırları ) içerisinde zaman ve yer sınırlaması olmaksızın ( 24 Saat
) polisin kişilerin mal, can ve mesken güvenliği ve kamu güvenliği
konusunda GARANTÖR olduğu muhakkaktır.
Görev yaptığı il sınırları içinde bir suç ile karşılaşan polis, o an
görevli olmasa dahi, suçu önlemek ve müdahale etmek zorundadır.
Olay yerinden imdat istenmesine rağmen nöbet değişimini gerekçe
göstererek biraz geciken polis veya jandarma artık kasten ihmali
hareketle öldürme ( m. 83 ) suçunu işlemiş olabileceklerdir.
2803 SAYILI JANDARMA TEŞKİLAT KANUNU
Bu kanunun 7. maddesine göre “ emniyet ve asayiş ile kamu düzenini
sağlamak, korumak ve kollamak…. suç işlenmesini önlemek…” bakımından
jandarmanın da görev sahası içerisinde GARANTÖR OLDUĞU AÇIKTIR.
İŞ KANUNUNDAN DOĞAN GARANTÖRLÜK
İş veren işçinin iş güvenliğini ve işin genel güvenliğini sağlamak
konusunda GARANTÖRDÜR.
2- SÖZLEŞMEDEN DOĞAN GARANTÖRLÜK
Bir sözleşme nedeniyle, karşı tarafa karşı bir yükümlülük altına
giren kimse o sözleşme uyarınca GARANTÖRDÜR.
Bir HASTABAKICI, ÇOCUK BAKICISI, DAĞ REHBERİ, KORUMALAR, YÜZME
ÖĞRETMENİ, CAN KURTARAN. Bu kimseler sözleşme uyarınca, yapmaları
gereken, üstlendikleri görevleri yerine getirmezler ise GARANTÖR
OLARAK SORUMLUDURLAR.
Bir Çocuk Bakıcısı; çocuğun koruma, bakım ve gözetimini yerine
getirmez ise, BİR CANKURTARAN, suda boğulmak üzere olan bir kimseye
yardıma koşmaz ise GARANTÖR OLARAK SORUMLU OLACAKTIR..
3- ÖN GELEN TEHLİKELİ EYLEMDEN DOĞAN GARANTÖRLÜK
Kanunumuzun 83/2-b bendinde düzenlenmiş bulunan bu garantörlük
türünde, davranışı ile bir zarar doğması tehlikesine neden olan
kişinin zararın meydana gelmesini önleme yükümlülüğünden kaynaklanan
garantörlük söz konusudur.
Bir kimsenin bazı olaylara neden olması veya o olayların gelişimine
seyirci kalması diğer hukuki değerler bakımından zararlı sonuçlara
yol açmamalıdır. Böyle bir muhtemel zarar halinde, netice önlenmek
zorundadır.
Fail önceki hareketi ile bir başkasını yüksek bir koruma ihtiyacının
bulunduğu ve yardım olmaksızın kendini kurtaramayacağı bir duruma
sokmaktadır. Öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlükte
failin bizzat kendisi tehlikenin kaynağıdır.
Yaptığı şey başkalarını tehlikeye soktuğundan, bu tehlike kaynağını
da kapamalı, tehlikenin neden olabileceği sonuçları önlemelidir.
Bu tür garantörlüğe örnek olarak şu olay gösterilebilir: Bir
motosiklet sürücüsünün dikkatsizce yola çıkan bir kimseye çarpmamak
için motoru çevirip, yoldan çıkması. Bu olayda sürücünün düştüğü
yerden çıkabilmesi ve başka zararların da meydana gelmemesi için
yardıma ihtiyacı vardır. Yola çıkan kişi garantör olarak yardım
etmekle mükelleftir, zira motor sürücüsü onun zarar görmemesi için
tehlikeli duruma düşmüştür, öngelen tehlikeli eylem de ondan
kaynaklanmaktadır.
Bir başka örnek: Piyasaya sürüldüğünde herhangi bir tehlikesi
saptanmamış bulunan ve fakat daha sonra zararlı yönleri tespit
edilen ürünlerin ya toplanması ya da sahiplerinin uyarılması
gerekir.
Yine,kendi köpeğinin saldırısına uğrayan bir kimseye yardım etmeyen
kişi bakımından ihmal suretiyle öldürme suçu söz konusu olacaktır.Bu
arada önemle açıklamak gerekir ki, öngelen tehlikeli eylemden
kaynaklanan garantörlük, özellikle trafik kazası sonucu bir kimseye
çarpan sürücülerin, mağdurun ölümü halinde normalde taksirle adam
öldürmeden sorumlu olacakken, kasten İHMALİ HAREKETLE ( T.C.K m. 83
) adam öldürmeden dolayı sorumlu tutulmalarına neden olabilir.
Örneğin dikkatsizlikle çarptığı bir kimseye durup da yardım eden
sürücü, mağdurun ölümü halinde taksirle adam öldürmeden ötürü
sorumlu olacakken; yardım etmeksizin olay yerinden kaçması durumunda
öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük dolayısıyla
-kastı mevcut ise; ihmal suretiyle kasten öldürmeden dolayı sorumlu
tutulur.
Gönüllü Üstlenme Durumu:
Görme engelli bir kimseyi caddede karşıdan karşıya geçiren kimse
garantör olmaktadır. Yine çocukları karşıdan karşıya geçiren kimse
de garantördür.
Burada bir gönüllü üstlenme vardır ve bu üstlenmeye rağmen, görme
engelli kimsenin veya çocuğun cadde ortasında bırakılması halinde,
meydana gelen zararlardan sorumluluk söz konusu olacaktır
Kişinin bu üç kaynaktan ötürü GARANTÖR OLMASI TEK BAŞINA YETERLİ
DEĞİLDİR.
KİŞİ BU ÜÇ KAYNAKTAN BİRİSİ NEDENİYLE BİR DAVRANIŞI YAPMAK İLE
YÜKÜMLÜ OLACAK VE DAVRANIŞ BAKIMINDAN HAREKET OLANAĞI VE
BEKLENEBİLİRLİK UNSARLARI DA BULUNACAK.
1- Hareket olanağı: bir kimsenin ihmalinden dolayı sorumlu
tutulabilmesi için hareket etmesinin mümkün olmasıdır.
Örneğin, yüzme bilmeyen kocayı, eşini denize atlayıp da
kurtarmamasından ötürü sorumlu tutmak mümkün olmaz.
2- Beklenebilirlik: ise somut olayda kişinin hareketinin ne ölçüde
ondan beklenebilir olduğunun araştırılması gerektiğini anlatır.
Kişinin kendini tehlikeye atması ondan beklenemez.
Örneğin Köpek balıklarının eşinin çevresinde yüzdüğü bir ortama
atlamasını kocadan bekleyemeyiz. Yine 90 yaşındaki bir hekimden veya
özürlü bir hekimden acil bir hastaya tıbbi müdahalede bulunması
beklenemez.
BİR KİMSENİN KANUNDAN, SÖZLEŞMEDEN, ÖN GELEN TEHLİKELİ EYLEMDEN
ÖTÜRÜ BİR GARANTÖRLÜĞÜ YOK İSE, BU DURUMDA YARALI VEYA HASTA
KİMSEYE- YARDIM ETMEZ İSE T.C.K 83 DEĞİL M. 98 HÜKMÜ UYGULANIR.
Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi
bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye HER HANGİ
BİR MÜDAHALEDE BULUNMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN OLMADIĞI DURUMLARDA SADECE HAL
VE KOŞULLARIN ELVERDİĞİ ÖLÇÜDE YARDIM VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ
YERİNE GETİRMELİDİR. BU İNSAN OLMANIN GEREĞİ OLAN OBJEKTİF BİR
YÜKÜMLÜLÜKTÜR. ( T.C.K m. 98 ).
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ
Kasten ihmali davranış ile öldürme suçu ( m. 83 ) bakımından
teşebbüs, gönüllü vazgeçme, etkin pişmanlık durumları KASTEN ÖLDÜRME
SUÇU BAKIMINDAN GEÇERLİ OLAN İLKELERLE AYNIDIR.
Madde 83 bakımından teşebbüs, gönüllü vazgeçme, etkin pişmanlık
mümkündür.
Örneğin; bir yayaya çarpan araç sürücüsünün olay yerinden kaçarken
yakalanması, bir can kurtaranın boğulmak üzere olan şahsa yardım
etmemesi ancak boğulmak üzere olan kişinin başka bir kimse
tarafından kurtarılması durumlarında teşebbüsten söz edilir.
Boğulmak üzere olan şahsa yemek yediği gerekçesiyle yardım etmeyen
fakat bir süre geçtikten sonra boğulmak üzere olan şahsı kurtaran
can kurtaranın durumu gönüllü vazgeçmeye örnektir.
Yayaya çarpıp kaçan fakat yolda yaptığından pişman olarak geri dönüp
yaralı olan yayayı hastane götüren ve ölümünü engelleyen/
engellemeye çalışan kimsenin durumu da etkin pişmanlığa örnektir.
SUÇUN MANEVİ UNSURU ( KUSURLULUK )
Suç kasten veya olası kast ile işlenebilir. Bilinçli taksir ile
işlenebilmesi de mümkündür.
Kast Halinde: Failin kastı neticenin gerçekleşmesini, neticeyi
önleme konusunda gücünü ve garantör olduğunu bilmesi ve istemesini
gerektirir. Buna göre bir tehlike ile karşılaşan kimsenin kasten bu
suçu işlemesi için:
- garantör olması, garantörlüğünü bilmesi,
- garantör olması nedeniyle yükümlü olduğu davranışı bilerek ve
isteyerek yapmaması gerekmektedir.
FAİL GARANTÖR OLDUĞUNU BİLMİYOR İSE: o halde kastından değil
TAKSİRİN nedeniyle sorumludur. Ancak bu suç için garantörün
garantörlüğünü bilememesi gibi bir durum çok çok istisnai bir
durumdur. Bu sebeple bu suçun kasten ve olası kast, bilinçli taksir
ile işlenmesi mümkündür.
Örnekler:
Kast: Bir cankurtaran denizde bir kimsenin boğulmak üzere olduğunu
görüyor fakat, o an yemek yediği için boğulmak üzere olan şahsa
yardım etmiyor.
Bir polis memuru; önünde cerayan eden kavgaya müdahale etmiyor ve
neticede bir kimse kavga neticesinde ölüyor.
Olası KAST:
Olursa olsun kastıdır. Netice bakımından OLURSA OLSUN deniyor ise
söz konusudur.
Bir Çocuk bakıcısı çocuğun sehpanın üzerinde düşeceğini öngörmesine
rağmen onu oradan indirmiyor ise ve çocuk düşüp ölüyor ise OLASI
KAST vardır.
Bilinçli Taksir:
Netice öngörülüyor ve fakat NETİCE İSTENMİYOR ise bu halde bilinçli
taksir vardır.
Çarptığı yayanın yarasına bakarak bir sey olmaz yakalanmadan kaçayım
diyen bir şoförün durumu bilinçli taksirdir.
Hastaneye gelen acil bir hastaya, hayati tehlikesi olmasına rağmen
müdahale etmeyen ( ölüm gerçekleşmez diyerek ) bir hekimin durumu da
bilinçli taksire örnek olarak gösterilebilir.
YAPTIRIM VE YARGILAMA
MADDE 83/3:
“ Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında,
temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi
yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan
yirmi yıla kadar, diğer hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar
hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de
yapılmayabilir.”
KAMU DAVASIDIR, soruşturmayı Cumhuriyet Savcısı Bizzat YÜRÜTÜR. Ağır
Ceza Mahkemesi görevlidir.
TAKSİRLE ÖLDÜRME SUÇU
T.C.K m. 85
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin
yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
GENEL AÇIKLAMA:
Taksir, haksızlık teşkil eden bir fiilin gerçekleştirilmesi halidir.
Taksirli suçun haksızlık unsurunu dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırılık oluşturmaktadır.
Taksir neticenin fail tarafından öngörülebilir olduğu halde
öngörülememesi şeklinde ( basit taksir ) ortaya çıkabileceği gibi,
neticenin öngörülmesine rağmen istenmemesi şeklide de ( bilinçli
taksir ) ortaya çıkabilir.
Kanun koyucu her türlü dikkat ve özen yükümlüğünü değil sadece
KANUNDA SAYILAN dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı halleri
cezalandırmaktadır. Bu sebeple T.C.K. m. 22 ye göre; “ taksirle
işlenen fiiller, kanunda açıkça belirtildiği hallerde cezalandırılır
”.
Bir suçun taksirle işlenmiş hali kanunda düzenlenmemiş ise o suça
ilişkin taksir cezalandırılamaz. Kural olarak suçlar KASTEN
işlenebilir, ancak istisnaen kanun koyucu düzenlemiş ise TAKSİR ile
de işlenebilir.
Kanun koyucu taksirli suçların faillerini cezalandırmakla onların
topluma karşı dikkatli, özenli davranmalarını sağlamaya
çalışmaktadır. Taksir kasta göre daha İSTİSNAİDİR. Suçlar bakımından
asıl olan kastın varlığıdır.
Taksirli suçları ihdas eden yasa koyucu, fertlerin daha dikkatli
davranmalarını, hukuk düzenini ihlal etmemek konusunda daha büyür
bir gayret sarf etmelerini sağlamak gayesiyle, toplumun düzenini
yakından ilgilendiren zararlı veya tehlikeli neticeleri yaptırıma
bağlamaktadır. İşte bu neticelere tedbir ve özen yükümlülüğüne
aykırı davranışlarıyla sebebiyet veren kimse, diğer şartları da
mevcut ise taksirinden dolayı sorumlu tutulur.
KORUNAN MENFAAT
Taksirle öldürme suçunda korunan ilk ve en önemli menfaat ( hukuksal
yarar ) yaşam hakkıdır. Kişinin yaşam hakkının taksirli hareket ile
dahi olsa sona erdirilemeyeceği bu suçun kapsamındadır.
İkinci olarak ise; bireylerin dikkat ve özen yükümlülüklerine uygun
davranmalarını sağlamak bu suçun koruduğu menfaattir.
Üçüncü olarak, bireyleri dikkatli ve özenli davranmak konusunda daha
dikkatli olmaya zorlayarak toplum düzenini korumaktır.
SUÇUN MADDİ UNSURLARI
Fail:
Madde metni, taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi terimine
yer vermiştir. Bu sebeple taksirle öldürme suçu bakımından herkes
fail olabilir.
Bu suç bakımından T.C.K m. 37/2 de yer alan dolaylı faillik mümkün
değildir.
Mağdur:
Tam ve sağ doğmuş olmak kaydı ile yaşı cinsiyeti ne olur ise olsun
her hangi bir insan bu suçun mağduru olabilir. Cumhurbaşkanı da bu
suçun mağduru olabilir. ( Cumhurbaşkanı kasten öldürme suçunun
mağduru olamaz. )
Hareket:
Taksirle öldürme suçu bakımından ölümü gerçekleştirici her türlü
harekettir. Serbest hareketli bir suçtur. Ölümü meydana getiren her
hareket ile bu suç işlenebilir.
Bu suç bakımından önemli olan hareketin dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırı olarak yapılmasıdır.
İcrai bir hareket ile işlenebilir. Bir doktorun hastaya müdahale
ederken müdahaleyi yanlış yapması ve bu nedenle hastanın ölümü
halinde taksirli suç icrai bir hareket ile meydana gelir. Yine bir
trafik kazasında araç kullanırken uyuyakalan kimsenin kazaya
sebebiyeti de icrai bir hareketledir.
İlliyet Bağı: Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak
gerçekleştirilen hareket ile meydana gelen ölüm neticesi arasında
bir neden- sonuç ilişkisi olmalıdır. Eğer illiyet bağı başka bir
olay nedeni ile kesilir ise taksirli hareketin sahibini taksirle
öldürmekten sorumlu tutmak mümkün değildir.
Örneğin: Bir A şahsı hatalı sollama nedeniyle karşıdan gelen araca
çarpmış ve bir kişinin yaralanmasına neden olmuştur. A şahsının
hareketi taksirli bir harekettir. Yaralanan şahıs bu kaza nedeniyle
olay yerinde veya hastanede ölmüş ise artık A taksirle öldürmeden
dolayı sorumludur. Ancak kazazede olay yerine gelen ambulansın kaza
yapması, hastanede yanlış müdahale veya ameliyatta yapılan yanlışlık
nedeniyle ölmüş olur ise bu durumda taksirle öldürmeden dolayı A
şahsı sorumlu olmaz. Çünkü kendi hareketi ile ölüm neticesi arasına
başka olaylar girmiş ve illiyet bağı ( neden- sonuç ilişkisi )
bozulmuştur. Bu durumlarda ( A ) TAKSİRLE YARALAMAK suçundan
sorumludur.
Netice: Taksirle öldürme suçu bakımından ölümün meydana gelmiş
olması gerekmektedir. Ölüm kişinin yaşam fonksiyonlarını yitirmesi
ve tıbbın en son ulaştığı nokta olması itibariyle BEYİN ÖLÜMÜNÜN (
geri dönüşümsüz beyin ölümü ) GERÇEKLEŞMESİ demektir. Bu anlamda
ölüm neticesi meydana gelmedikçe taksirle öldürme suçu değil
TAKSİRLE YARALAMAK suçu söz konusu olacaktır.
SUÇUN MANEVİ UNSURU ( KUSURLULUK )
Taksirle öldürme suçu T.C.K m. 22 de belirtilen TAKSİR ve BİLİNÇLİ
TAKSİRLE işlenebilir.
Madde 22 - (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği
hâllerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin
meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli
suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin
kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı
ayrı belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın
hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa
ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda
bire kadar indirilebilir.
Kastın iki unsuru bulunmaktadır; BİLMEK ve İSTEMEK. Bir kimse
bilerek ve isteyerek bir hareketi gerçekleştirirse ve ölüm meydana
gelir ise kasten hareket etmiştir.
Kast ve taksirde ortak olan husus, hareketin BİLEREK VE İSTENEREK
yapılmasıdır.
Kast ve taksiri ayıran kısım ise NETİCENİN İSTENİP İSTENMEDİĞİDİR.
Taksirde ölüme neden olan hareket BİLİNİR VE İSTENEREK YAPILIR.
Ancak ÖLÜM NETİCESİ HİÇ BİR ZAMAN İSTENMEZ.
Taksir de ölüm neticesi öngörülür ve önceden bilinir ancak hiçbir
zaman ÖLÜM NETİCESİ İSTENMEZ.
Bir doktorun hastaya yanlış müdahale yaparak hastanın ölümüne
sebebiyet verdiği durumda: hastaya yaptığı müdahaleyi ( HAREKET )
bilerek ve isteyerek yapar. Doktor yanlış müdahale yaptığı zaman
hastanın öleceğini bilir, öngörür ancak hiçbir zaman HASTANIN
ÖLMESİNİ İSTEMEZ.
Bu açıklamalardan hareketle BİLMEDEN veya İSTENMEDEN yapılan bir
hareket nedeniyle istenmemesine rağmen ölüm meydana gelmiş ise
TAKSİRLE ÖLDÜRME VARDIR.
BİLİNÇLİ TAKSİR: T.C.K m. 22/ 3 uyarınca kişi NETİCEYİ ÖNGÖRÜYOR
fakat İSTEMİYOR.
Kırmızı ışığa yaklaştığı anda hızını azaltmayan ve yayaları
görmesine rağmen nasılsa kurtarırım çarpmam diyerek yavaşlamayan (
neticeyi öngörüyor ve eyleme devam ediyor ) ve bir insanın ölümüne
neden olan kimse veya kalabalık bir caddede hızla araç kullanmasına
rağmen sürüş kabiliyetine ve aracın frenine güvenen bir kimsenin
yaptığı kazada ölüme sebebiye vermesi halinde BİLİNÇLİ TAKSİR
VARDIR. Bilinçli taksirde NETİCE ÖNGÖRÜLÜYOR ancak İSTENMİYOR.
Bilinçli taksirin taksirden farkı da buradadır. TAKSİRDE netice
sadece BİLİNİYOR. Ancak bilinçli taksirde NETİCENİN BİLİNMESİNE EK
OLARAK MEYDANA GELEBİLECEĞİ DE ÖNGÖRÜLÜYOR ve HAREKETE DEVAM
EDİLİYOR.
Gece uykusu geldiği halde araç kullanmaya devam eden kimse
uyuyacağını ve kaza yapacağını BİLİR ancak harekete devam eder. Bu
kimse taksirlidir.
Ancak bilinçli taksirde hali hazır bir durumda ÖLÜM NETİCESİ
ÖNGÖRÜLÜYOR ve fakat İSTENMİYOR.
Kırmızı ışıkta durmayıp geçen ve yayaları gördüğü halde ( NETİCE
ÖNGÖRÜLDÜĞÜ HALDE HAREKETE DEVAM EDİLİYOR usta sürücü olduğuna
güvenerek hareket devam eden kimse YAYAYA ÇARPACAĞINA ÖNGÖRÜYOR.
Taksir de ise NETİCENİN ÖNGÖRÜLMESİ YOKTUR.
BİLİNÇLİ TAKSİR tespit edilmelidir çünkü bilinçli taksir halinde
ceza 1/3 ten yarısına kadar artırılır. Bu sebeple somut olayın
özelliği, eylemin niteliği, mağdurun durumu, olay yerinin özelliği,
sanığın ifadeleri, sanığın mesleki niteliği, tanık ifadeleri gibi
unsurlar dikkate alınarak belirlenir.
Mesleki konularda özel bilgiye ihtiyaç duyulduğundan bilirkişiye de
müracaat edilmelidir. Ancak CEZA YARGILAMASINDAN KESİN DELİL
olmadığından hakim gerekçesini açıklayarak bilirkişi görüşüne aykırı
bir karar verebilir. Bu sebeple BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ BAĞLAMAZ.
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMİ
Teşebbüs:
Taksirle öldürme suçu bakımından teşebbüs MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü
teşebbüs ancak kasten işlenebilen suçlarda söz konusudur. T.C.K m.
35/1 “ kişi işlemeye kast ettiği bir suçu …” demektedir. Bu sebeple
taksirle işlenen suçlarda TEŞEBBÜS OLMAZ.
Suça İştirak:
Bu suça iştirak mümkündür. Birden fazla kimsenin taksirle bir
kimsenin ölümüne sebebiyet vermesi mümkündür. Örneğin, bir hastayı
ameliyat eden 2 doktorun kusurlu hareketleri ile hasta ölmüş ise her
ikisi de kendi hareketleri çerçevesinde ölüm neticesinden
sorumludur.
Bir anne baba küçük bebeklerini aralarında yatırmışlar ve çocuk bu
halde havasızlıktan ölmüş ise taksirli eylemden ötürü hem anne hem
de baba sorumludur. Bu durumda ikisinin sorumluluğu suça iştirak
kapsamında değerlendirilir.
Suça iştirak eden failler EŞİT OLARAK SORUMLU DEĞİLDİR. Herkes KENDİ
KUSUR ORANINDA SORUMLUDUR.
T.C.K m. 22/3 ve 22/5 :
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin
kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı
ayrı belirlenir.
İçtima:
Birden fazla kimsenin taksirle ölümüne sebebiyet vermesi halinde
ortada zincirleme suç vardır. Kasten yaralama suçu zincirleme suç
şeklinde işlenebilir. Çünkü, T.C.K m. 43/3; kasten öldürme, kasten
yaralama, yağma ve işkence bakımından zincirleme suç hükümlerinin
uygulanamayacağını düzenlemektedir. Taksirle öldürme bu suçlardan
değildir.
Ancak taksirle ölüme sebebiyet vermek suçunda ( m. 85 ) tek
hareketle birden fazla kimsenin ölümüne sebebiyet verilmiş ise
TAKSİRLE ÖLDÜRMENİN AĞIRLAŞMIŞ HALİ SÖZ KONUSU OLACAKTIR. Bu halde
zincirleme suçu hükmü uygulanmaz.
Ancak farklı hareketlerle ve farklı zamanlarda taksirle öldürme olur
ise ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANABİLİR.
Kişi bir kazaya karışmış bir kişinin ölümüne sebebiyet vermiş, bir
süre sonra az ileride bir kazaya daha karışmış ve yine bir kişinin
daha ölümüne neden olmuş ise ZİNCİRLEME SUÇ HÜKÜMLERİ UYGULANIR.
Ancak bir kazada birden fazla kimsenin ölümüne neden olmuş ise bu
burada zincirleme suçu hükümleri uygulanmaz. TAKSİRLE ÖLDÜRMENİN
AĞIRLAŞMIŞ HALİ SÖZ KONUSUDUR. ( T.C.K m. 85/2 )
SUÇUN NİTELİKLİ HALLERİ
1- Suçu Ağırlaştıran Haller
Taksirle öldürme suçunun nitelikli şekli iki biçimdedir:
- Fiil, birden fazla insanın ölümüne
- Bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden
fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise ağırlaşmış hal vardır.
Bu hallerde , kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Taksirle öldürmenin BİLİNÇLİ TAKSİRLE İŞLENMESİ halinde; T.C.K 22/3
uyarınca taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar
artırılır. Ancak bu bir ağırlaştırıcı neden değildir.
2- Suçun Hafifletici Nedenleri:
Kanunda suçun hafifletici nedeninden söz edilmemiştir. Kasten
öldürme suçunun hafifletici nedeni yoktur.
Taksirle öldürme suçuna ilişkin özel bir indirim/ cezasızlık nedeni
vardır:
T.C.K m. 22/6:
“Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın
hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa
ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda
bire kadar indirilebilir. “
Anne baba evladının ölümüne TAKSİRLE sebep olmuş ise bu hükümden
yararlanır. Ancak bilinçli taksir var ise sadece İNDİRİM söz konusu
olacaktır.
YAPTIRIM VE YARGILAMA
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin
yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
KAMU DAVASIDIR, 85/1 de ASLİYE CEZA 85/2 de AĞIR CEZA MAHKEMESİ
GÖREVLİDİR.
SORUŞTURMAYI CUMHURİYET SAVCISI BİZZAT YÜRÜTÜR
KASTEN YARALAMA SUÇU
Madde 86 - (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının
ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan
üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
KORUNAN MENFAAT: Kasten yaralama suçunda korunan menfaat Vücut
Dokunulmazlığıdır. Bu suç ile, beden masuniyetine yönelik her türlü
dış müdahaleler yasaklanmakta ve kişinin vücut dokunulmazlığı
korunmaktadır.
SUÇUN MADDİ UNSURLARI
Fail: Kasten…… neden olan kişi dendiğine göre fail herkes olabilir.
Mağdur: Madde metninde başkasının dendiğine göre failin kendisinden
başka herkes bu suçun mağduru olabilir.
Hareket: Serbest hareketli bir suç tipidir. Aşağıda yazılı neticeyi
doğuran her türlü hareket ile kasten yaralama suçu işlenebilir.
- Vücuda acı verici,
- Sağlığı bozucu,
- Algılama Yeteneğini bozucu neticeler doğuran hareketler.
Algılama Yeteneğinin Bozulması: Travmanın ( yaralama fiili, hareketi
) oluşmasından sonra mağdurun psikolojik durumunda meydana gelen
olumsuz ( ruhsal ) değişiklikler.
SUÇUN MANEVİ UNSURU
Suç; madde metninden de anlaşılacağı üzere kasten işlenebilen bir
suç tipidir. T.C.K genel hükümler kısmında, kast ve olası kast adı
altında iki tür kast tipi düzenlediğinden bu suç KAST ve OLASI KAST
ile işlenebilir. Olası kast halinde T.C.K 21/2 uyarınca cezada
indirim yapılacaktır.
Bu suç tipinde ( Kasten Yaralama Suçu ) bulunması gereken kast,
genel kasttır. Yani hareketin bilerek ve isteyerek yapıldığı,
neticenin de bilindiği ve istendiği kast genel kasttır. T.C.K olası
kast adı altında yeni bir kast tipi düzenlediği için bu suç olursa
olsun kastı ile de işlenebilen bir suç tipidir. ÖZEL KASTA İHTİYAÇ
YOKTUR.
Kastın belirlenmesi hususunda; kasten öldürme suçunda failin
kastının belirlenmesine ilişkin olarak sayılan hususlar bu suç tipi
için de geçerlidir.
Kast kişinin iç dünyasına ilişkin olmakla birlikte, dış dünyada
beliren objektif olaylara, olgulara göre kastın belirlenmesine
çalışılmaktadır. Sanığın suç işlerken kullandığı alet ( silah ),
sanığın ikrarı ve tanıkların ifadeleri ile failin kastı bulunmaya
çalışılmaktadır. Yargıtay da, failin olay öncesi, olay sırası ve
olaydan sonraki davranışlarının kastın belirlenmesinden ölçü
olduğuna karar vermiştir.
Yargıtay ın kararlarında ortaya koyduğu kıstaslar:
- Suç aleti
- İsabet bölgesi, darbe sayısı, darbelerin şiddeti,
- Yaralanmanın hayati tehlike arz edip etmemesi,
- Atış mesafesi ve olay yerinin özelliği,
- Zaman ve yer şartları, olay anında gece, gündüz, yağmur vs olup
olmadığı,
- Failin eylemi gerçekleştirirken, eylem sırasında ve sonrasında
söylediği sözler,
- Fail ile mağdur arasında önemli bir husumetin olup olmaması,
- Failin fiilden önce veya sonra her hangi bir saikinin bulunup
bulunmadığı,
Bütün bu unsurlarla değerlendirme yapıldığından failin KASTI eğer
ispat edilemiyor ve şüpheye mahal vermeyecek şekilde %100 ortaya
konamıyor ise ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ UYARINCA BİR
DEĞERLENDİRME YAPMAK ZORUNLUDUR.
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği failin YARALAMAK KASTI % 100
İSPAT EDİLEMİYORSA TAKSİRLE HAREKET ETTİĞİ KABUL EDİLİR VE FAİL
TAKSİRLE YARALAMADAN SORUMLU TUTULUR.
Bu halde kasten yaralama suçundan dolayı değil de, taksirle yaralama
suçundan sorumlu tutulur.
Kasten yaralama suçunda TAKSİR veya BİLİNÇLİ TAKSİR söz konusu ise o
zaman TAKSİRLE YARALAMA SUÇU ( Başka bir suç m. 89 ) söz konusu
olacaktır.
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ
Teşebbüs: Kasten yaralama suçu genellikle hareketi neticesine
bitişik bir suç tipidir. Hareket ile netice aynı anda meydana gelir,
ani suç tipidir. Ancak bu suç tipi için hareket ile neticenin
ayrılabildiği durumlarda TEŞEBBÜS MÜMKÜNDÜR. Çünkü kasten
işlenebilen bir suç tipidir ve hareket ile netice ayrılabiliyor ise
kasten yaralamaya teşebbüs suçu söz konusu olur.
Örneğin, tartıştığı şahsın arkasından elinde demir çubuk ile koşan
ve onu yakalamaya çalışan ve yaklaştığında ise elindeki demir çubuğu
mağdura fırlatan kimsenin eyleminde hareket ve netice arasında
mesafe vardır. Bu halde teşebbüs mümkündür.
Elverişli araçlarla ve tereddüte mahal bırakmayacak şekilde icra
hareketleri başlamış ve netice elde olmayan sebeplerle netice
meydana gelmemiş ise KASTEN YARALAMAYA TEŞEBBÜS SUÇU OLUŞACAKTIR.
Örn 1: Mağdur ile tartışan ve mağdurun üzerine yumruk atan fakat
yumruğu mağdura isabet etmeyen failin eylemi kasten yaralamaya
teşebbüstür.
Örn 2: Kavga ettiği mağdura yönelik olarak yaralamak kastı ile ona
taş fırlatan ve isabet ettiremeyen failin eylemi kasten yaralamaya
teşebbüstür.
Örn 3: Mağduru yaralamak kastı ile mağdurun elbisesini yırtan,
bedene müdahale olmaksızın elbisesinden çekiştiren kimsenin eylemi
de kasten yaralamaya teşebbüstür.
Teşebbüste önemli olan, icra hareketlerinin tereddüte mahal
bırakmayacak şekilde başlamasıdır. Eğer icra hareketleri başlamamış
ise teşebbüs söz konusu olmayacaktır.
Örneğin: Annesini döven babasına kızan ve evden sopayı alıp
kahvehanedeki babasını yaralamak amacıyla evden çıkan bir kimse
kahvehaneye gitmeden yolda polis tarafından yakalanmış ise TEŞEBBÜS
YOKTUR. Çünkü mağdur görülmemiş ve hala vazgeçme ihtimalı vardır.
Kaldı ki, doğrudan doğruya icra hareketleri başlamamıştır. Elinde
sopa ile ilerlemesi HAZIRLIK HAREKETİDİR.
İştirak: Kasten yaralama suçuna iştirak mümkündür. Bu birlikte
işlemek suretiyle olabileceği gibi yardım etme, imkan sağlama
şeklinde de olabilir. Kasten yaralama suçuna azmettirme de
mümkündür.
Hasmını dövmek isteyen arkadaşını olay yerinden arabası ile kaçıran
kimse, etraftan gelen kimse olup olmadığını gözetleyen kimse yardım
eden;
Mağdurun ellerini ve kollarını tutup hareketsiz hale getiren ve
arkadaşının mağdurun yaralanmasına kolaylı sağlayan kimse BERABER
İŞLEYEN, ASLİ FAİL dir. Çünkü O nun yardımı olmasıydı yaralama suçu
işlenemeyebilirdi.
Yine komşusu ile tartışan baba; oğluna, “ git ona haddini bildir ”
diyerek oğlunu yaralama suçuna yöneltirse AZMETTİRME söz konusu
olur.
İçtima: Mağdur kasten yaralanmış ve daha sonra bu yaralanma
sebebiyle meydana gelen bir olumsuzluktan ( illiyet bağı bozulmadan
) yaşamını yitirmiş ise fail meydana gelen ağır neticeden sorumlu
olacaktır. ( T.C.K m. 87/4, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
suçu ).
Kasten yaralama suçu, zincirleme suç şeklinde işlenemez. Çünkü T.C.K
m. 43/3 kasten yaralama suçunda zincirleme suç hükümlerinin
uygulanamayacağını düzenlemiştir.
KASTEN YARALAMA SUÇUNUN NİTELİKLİ HALİ ( 1,5 yıl- 4,5 Yıl HAPİS )
(a) bendinde, kasten yaralama suçunun üstsoy veya altsoydan birine
ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli
olarak kabul edilmiştir.
(b) bendine göre, kasten yaralamanın beden veya ruh bakımından
kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi,
suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı
gerektirmektedir.
(c) bendinde, suçun kişinin yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla
işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür.
d) bendinde, kasten yaralama suçunun, kamu görevlisinin sahip
bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle islenmesi nitelikli hal
olarak kabul edilmiştir.
Bunun için kamu görevlisinin zor kullanma yetkisine sahip
bulunmaması gerekir. Burada önemli olan, kamu görevlisinin sahip
bulunduğu nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle, kasten yaralama
suçunun işlenmesidir. Örneğin bir hâkim veya savcının sanık veya
tanığa karşı kasten yaralama suçunu işlemesi hâlinde, bu nitelikli
hâlin gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Buna karşılık, zor
kullanma yetkisine sahip kamu görevlisi tarafından kasten yaralama
suçunun işlenmesi hâli, kanunda ayrı bir suç ( zor kullanma
yetkisinde sınırın aşılması suçu T.C.K m. 256 ) olarak
tanımlanmıştır.
(e) bendinde, kasten yaralama suçunun silâhla işlenmesi, bir
nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. ( Silah ın tanımı, T.C.K m. 6
da yapılmıştır )
KASTEN YARALAMA SUÇUNUN HAFİFLETİCİ SEBEBİ
86/2: Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi
müdahale giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun
şikayeti üzerine 4 aydan 1 yıla kadar hapis.
Basit Tıbbi Müdahale ile Giderilebilecek Hafif Yaralanmalara
Örnekler ( Adli Tıp Kurumu Uygulama Yönetmeliğinden Alınmıştır ):
- yumuşak doku girişli tek mermi çekirdeği,
- göz kapağı çevresinde morluk, sıyrık,
- burun kanaması, dilde yaralanma,
- diş kırığı ( DİŞ KEMİK SAYILMIYOR ),
- eklem burkulması,
- yüzeysel kısmi basit kesikler,
- yüz ve elde 10cm. diğer bölgede 20 cm. ye kadar cilt cilt altı
yaralanmalar.
- Baş dışında oluşan kan toplanması, sıyrık, kızarıklık.
KOVUŞTURMA USULÜ
Basit tıbbi müdahale ile giderilebilen yaralanma hariç ( 86/2 ) KAMU
DAVASIDIR. B.T.M ile giderilebilen yaralamanın TAKİBİ ŞİKAYETE
BAĞLIDIR tabidir.
Kamu davası olduğu için soruşturma bizzat Cumhuriyet Savcısı
tarafından yürütülür. Kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanarak
işlemesi halinde ( 86/3, d ), kamu görevlisi hakkında 4483 Memur
Muhakematı Kanunu’ na göre YARGILAMA İZNİ alınması gerekir.
NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA SUÇU
Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç:
Madde 23 - (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir
neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı
sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle
hareket etmesi gerekir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: “Suçun varlığı için gereli olanın
ötesinde zararlı veya tehlikeli bir sonucun meydana gelmesi halinde
cezası ağırlaştırılan suçlara sonucu nedeniyle ağırlaşan suçlar
denir. ” şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu sebeple kast edilen neticeden aşırı bir netice meydana gelmiş ise
failin ikinci netice yönünden EN AZINDAN TAKSİR li olarak hareket
etmesi zorunluluğu benimsenmiştir. Eğer fail bakımından gerçekleşen
ikincil netice ( kastedilenden daha ağır ) bakımından TAKSİR
derecesinde dahi bir manevi unsurdan söz edilemiyorsa failin
ağırlaşan neticeden ötürü sorumluluğu bulunmayacaktır.
Failin öngördüğü neticeden daha ağır bir netice meydana geldiğinde
neticenin fail tarafından öngörülebilip öngörülemeyeceğine
bakılacaktır. Failin neticeyi öngörebileceği kabul edilir ise fail,
gerçekleşen ağır neticeden dolayı sorumlu tutulacaktır.
Bu açıklamalardan hareketle; sadece gerçekleşen ağır neticeden
hareket edilerek, hareket ile ağırlaşan netice arasında illiyet bağı
kurup oluşan sonuçtan faili sorumlu tutmak yerine; ağırlaşan
neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemeyeceği ve gerçekleşen
netice bakımından en azından TAKSİR derecesinde manevi unsurun
varlığının araştırılması zorunludur.
ÖRNEKLER:
1- Bir kimseye yumruk atan birinin; yumruk attığı kimsenin
ölebileceğini öngörmesi/ öngörebilmesi gerektiğini söylemek,
objektif esaslara, hayatın olağan akışına ve beşer takatine uygun
düşmeyen bir iddia olacaktır. Bir kimseye yumruk ile etkili eylemde
bulunan bir kimsenin; yumruk attığı kişinin çenesinin ya da
dişlerinin kırılması halinde bu sonuçlara ilişkin muhtemel ( gayri
muayyen ) bir kastının olduğunu söylemek mümkün iken, aynı kimsenin
ölüm neticesi bakımından TAKSİR derecesinde dahi sorumluluğunu kabul
etmek mümkün değildir.
2- Bir kimsenin boynuna, başına, kalbinin üzerine sert bir cisimle
hızlı bir şekilde vuran, akciğer veya kalp gibi hayati organlarına
şiddetli bir darbe vuran kimsenin fiili neticesinde mağdur ölmüş ise
bu halde gerçekleşen ölüm neticesi bakımından failin TAKSİRLİ
sorumluluğu var kabul edilir. Çünkü bu hayati bölgelere şiddetli
darbenin mağdurun ölümüne neden olabileceği öngörülebilir.
NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA HALLERİ
İLK FIKRA: ( 87/1 ) – ( m. 86 ya göre belirlenen ceza 1 kat
artırılır. 86/1 deki halde 3 yıldan, 86/3 e giren hallerde 5 yıldan
AZ OLAMAZ )
(a) bendinde, kasten yaralama suçunun mağdurun duyularından veya
organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olması,
bu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörülmüştür.
Bunun için duyu veya organlardan birinin işlevinin sürekli
zayıflamasına neden olunmalıdır. Vücutta çift olarak bulunan
organlardan birinin işlevini tamamen yitirmesi hâlinde, diğer organ
fonksiyon görmeye devam edebilir. Bu durumda dahi, organın işlevinin
zayıflaması değil, ikinci fıkraya göre işlevin yitirilmesi söz
konusudur. Çünkü, bent metninde duyu veya organlardan birinin
işlevinden söz edilmiştir.
(b) bendinde, kasten yaralamanın mağdurun konuşmasında sürekli
zorluğa neden olması, bu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli
olarak öngörülmüştür.
Bu hükmün uygulanabilmesi için, konuşma yeteneğinin tamamen
yitirilmesi değil, konuşma yeteneğinin kullanılmasında güçlükle
karşılaşılması gerekir. Aksi takdirde ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(c) bendine göre, kasten yaralama suçunun yüzde sabit ize neden
olması, bu suçtan dolayı daha ağır bir ceza ile cezalandırılmayı
gerektirmektedir.
Burada geçen yüz deyimi, çehre karşılığında kullanılmıştır ve
kişinin boyun ve kulakları dahil, başın ön kısmını ifade eder. Yüzde
sabit iz, yaralama sonucu yüzde meydana gelen daimî, sürekli
izlerdir. Ancak bu izler yüzün sürekli değişikliği hâlinden
farklıdır.
Sabit iz yüzü değiştirmemekte ve mağduru öteden beri tanıyanlarda,
kişiliği bakımından herhangi bir duraksamaya neden olmamaktadır.
İkinci fıkrada söz konusu edilen yüzde sürekli değişiklik hâlinde
ise, bunun tam tersi söz konusudur; yüzüne kezzap atılmış bulunan
kişinin durumu buna örnek teşkil eder.
(d) bendine göre, kasten yaralamanın kişinin hayatını tehlikeye
sokan bir duruma neden olması, bu suçtan dolayı daha ağır bir ceza
ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Kasten yaralamanın hayati
tehlikeye sebebiyet verip vermediğinin tespiti, tıbbi bir
değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.
(e) bendinde, kasten yaralamanın gebe bir kadına karşı işlenip de
çocuğunun vaktinden önce doğmasına neden olması hâli düzenlenmiştir.
İKİNCİ FIKRA ( 87/2 ) - m. 86 ya göre belirlenen ceza 2 kat
artırılır. 86/1 deki halde 5 yıldan, 86/3 e giren hallerde 8 yıldan
AZ OLAMAZ )
(a) bendinde kasten yaralama sonucunda mağdurun iyileşmesi olanağı
bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesi hâlinde, suçun
temel şekline nazaran verilecek cezanın artırılması öngörülmüştür.
(b) bendinde ise, duyu veya organlardan birinin işlevinin
yitirilmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür.
(c) bendinde, kasten yaralama sonucunda mağdurun konuşma ya da çocuk
yapma yeteneklerinin kaybolması hâli düzenlenmiştir.
(d) bendinde yüzünün sürekli değişikliğe uğraması hâli
öngörülmüştür.
(e) bendinde, kasten yaralama suçunun gebe bir kadına karşı işlenip
de çocuğunun düşmesine neden olunması hâli düzenlenmiştir.
ÜÇÜNCÜ FIKRA ( 87/3 )
Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması hâline
neden olunmuş ise, kırığın mağdurun hayat fonksiyonlarındaki
etkisine göre, fail hakkında m. 86 da belirtilen cezalar ½ sine
KADAR ARTIRILIR.
Kemik çatlağı kemik kırılması değildir. DİŞ KEMİK SAYILMAZ. Diş
kırığı B.T.M ile giderilebilir.
DÖRDÜNCÜ FIKRA ( 87/4 )
Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin
birinci fıkrasına giren hâllerde ( 86/1 Basit Hal ) sekiz yıldan
oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ( 86/3 Nitelikli
Haller ) ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına
hükmolunur. |